Bugun...


Nursen Alıç

facebook-paylas
YAŞAMIN SİHRİ
Tarih: 19-04-2021 08:34:00 Güncelleme: 19-04-2021 08:34:00


Merhabalar…

Bugünkü yazıma M.Ö.2000’de Antik Efes’te yaşayan bir babanın oğluna verdiği öğütler
ile başlamak istiyorum ki, bu öğütler tüm zamanlar boyunca bugüne kadar
gerçekliklerini korumuşlardır. Ancak bugün bu öğütlerin anlamı ve değeri ne yazık ki
anlaşılamamaktadır. O zamanın bilge babası bugüne ışık tutacak öğütler bırakmış;
sadece oğlu için mi dersiniz? Her insanın anlaması gereken çok anlamlı cümleler bunlar.
Bir gün insanın gerçekten ne olduğunu anlaması umuduyla bıkıp usanmadan
yazacağım. Çünkü bu benim yolum, yaşam amacım ve hayatımın yönü…
Şimdi öğütlere bir bakalım:
-Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğine yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et
geçmişe.
-Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme.
-Rüzgarın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü
dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinde ilgilenir.
-Ara sıra isyana yönelecek olsan da, hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun
için kavgalarını sürdürürken bile, kendi kendinle barış içinde ol.
-Hatırlıyor musun doğduğun zamanları? Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu.
Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse.
-Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin sensin.
-Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya, yine de insanoğlunun
biricik güzel mekanıdır.
Bu öğütlerden kendi anladıklarımı yazmak isterim. Herkes anlayabildiği kadarını alır,
yaşar, yaşatır.
Zamanı durdurmak elimizde değil. Ömür de bize verilmiş bir zaman olduğuna göre,
bunu en iyi şekilde değerlendirmek için çalışmalıyız. Çoğumuzun gençlik yılları daha
düşünmeden ve sadece isteklerimize yöneldiğimiz, sonuçlarını çok ta tahmin
edemeyeceğimiz cesur, aceleyle ve bazen de öfke ile verdiğimiz kararlarla doludur.
Yıllar geçtikçe bazı kararlarımızın hayatımızı ne kadar etkilediğinin farkına varırız.
Pişman olsak ta geriye dönüp düzeltmemiz mümkün olmaz. O zaman geçmişi geçmişte
bırakmalı ve önümüzdeki yollara bakmalıyız.
Her birimize ayrı yetenekler verilmiştir. Bu yeteneklerimizin farkında olmalıyız. Bizim
yapımıza uygun yapılabilecek çok şey varken, bizi zorlayan yapamayacağımız şeyleri
oldurmaya çalışmak boşa çaba ve zaman harcamaktan başka bir şey değildir.

Bazen yapamayacağımız işlere o kadar odaklanırız ki, onu başarmaya çalışırken
geçirdiğimiz zamanlarda aslında çok da iyi yapabileceğimiz bir o kadar fazla şeyi
kaçırmış oluruz. Bunu fark ettiğimizde de çoğu kez zaman geçmiş olur. O nedenle
odağınızı yönelttiğiniz konu her ne ise bunu gerçekten yapabileceğiniz veya
yapamayacağınız hususunda kendinize dürüst olun. Kendinizin farkında olun.
Bir konuda ısrarcı ve dediğim dedik olmak yerine, karşınızdakilerin sözlerine de kulak
vermek daha yapıcı ve çözüm odaklı olabilir. Neticede sonuç önemlidir. Kimin ne kadar
haklı veya haksız olduğu değil.
Hangimiz isyan etmedik ki bazen. Ancak bizi bu isyanlara yönelten olguların veya
olayların bizi biraz daha tekamül yoluna hazırladığını anladığımızda aslında her şeyin
olması gerektiği gibi olduğunu anlarız. Evrende her şey tam ve mükemmeldir. Hiçbir
yanlışlık, eksiklik ya da fazlalık yoktur. Sadece her şey bizim algımızla ilgilidir. Onun
için kendi kendimizin farkında olmak, kendi iç dünyamızla barış ve huzuru sağlamak
zorundayız. ‘Kendi kendisiyle barışık’ derler ya… İşte! Aynen öyle. Her şey bizimle
ilgilidir. İsyan etmemek için önce kendimizi anlamakla işe başlamalıyız. Kendimizi ve
başkalarını yargılayıp isyan etmeden önce kendimize dönmeliyiz. Neyi yargılarsak aynı
şey ile yargılanırız. Bu evrensel bir yasadır.
Ömür dediğimiz yaşamımızı nasıl geçiriyoruz?
Kendimize, etrafımıza, ülkemize ve dünyamıza katkı sağlayıp, katkı olup, katkı alıyor
musunuz? Yoksa yaşamın zevklerine dalıp, yaşam amacımızı unutuyor musunuz? Ömür
öyle çabuk geçiyor ki, nasıl yaşadığının, geçirdiğinin farkında olmak gerekiyor. Bize
verilen dünya zamanımızı nasıl geçirdiğimiz bu bakımdan önemlidir. Arkamızda bir hoş
seda bırakırsak, ne mutlu bize…
Sabır, şefkat, bağışlama… Bunlar insana verilmiş erdemlerdir.
Bir şeyin gerçekleşmesini isterken sabırsızlık gösterip acele edersek, belki de
gerçekleşecek olanın gerçekleşmemesine sebep olabiliriz. Sabır burada devreye girer.
Yerinde ve zamanında davranış göstermek sabırlı olmaktan geçiyor.
Şefkat kelimesinin kökeninde sevgi, merhamet ve yardım duygularının bulunduğu çeşitli
felsefi görüşlerde ve inanç sistemlerinde dile getirilmiştir. Sevgi dolu yaklaşımlar
yolunuzda daha rahat ilerlemenizi sağlayacaktır.
Bağışlamak, affetmekle ilgilidir. Bizi çok kızdıran ve yoran olayları yaratan kişiler için
affedici, bağışlayıcı olmak her zaman kolay değildir. Ancak siz kendinizi buna izin
verdiğiniz için affetmek zorundasınızdır. Çünkü affedilmeyen bir çok şey size hastalık
olarak geri döner.
Bu dünyada ‘benim’ dediğiniz her şey bize ait değil. Sadece ruhumuzun kılıfı bedene
sahibiz. –o da geçici bir süre için- Tüm zenginliğimiz sağlıklı bir bedendir.

İnsanoğlu olarak yaşadığımız kente, ülkeye, dünyamıza o kadar çok ihanet ediyoruz ki,
tüm güzelliklerini yok etmeye çalışarak. Ormanını, hayvanını, bitki örtüsünü, suyunu,
havasını, toprağını v.s…. Tüketip duruyoruz. Aslında insan kendi kendini tüketiyor, yok
ediyor. Biz insanların bizi barındıran, kucaklayan hepimizin yuvası Dünya’ya
ihtiyacımız olduğunu anlamamız gerekiyor. Dünya bizim yaşayabileceğimiz en
mükemmel mekan. Öyle olmasa izin verir miydi En Sevgili burada olmamıza…
İşte böyle dostlar, MÖ.2000’deki öğütler MS.21. yüzyılda ne yazık ki unutulmuş
durumda; ve ne yazık ki insan kendi kendini yok etmek üzere…
Umarım bu olmaz, umarım hakikaten insan olmanın vasıflarını gelecek nesillere de
taşırız. Cehenneme çevirdiğimiz Dünyamızı yeniden cennete dönüştürebiliriz.
Sağlık ve umut dolu günler dileğiyle…



Bu yazı 152 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google RSS
YUKARI