Bugun...


Nazan ARISOY

facebook-paylas
“BİR” ken değil “BİZ” ken mutluyuz…
Tarih: 16-06-2020 14:36:00 Güncelleme: 16-06-2020 14:36:00


Yeni dünyanın kazananları, değişim ve dönüşüme teslim olan, kendi aynasına bakmayı öğrenen ve diğer canlılarla kopması mümkün olmayan kuvvetli bağın varlığını fark eden, gerçek İNSAN, evrilen dünyada “BİR”ken değil “BİZ” ken mutluyuz.

İnsan, hayatı, dünyayı ve diğer yaratılanları doğru anlamak, anlamlandırmak için ilk olarak kendini gerçekten tanımalı. İlk önce kendinle samimiyet kurup, dürüst olmalı. Yaşamın amacı biz de saklı.

“Ben” olarak başladığımız ilişkilerde, ilişkilerin içeriği ne olursa olsun “Biz” olmayı başaramazsak sürdürmek mümkün değildir. İki ayrı kişinin hayatından oluşan yeni bir “Biz” hayatına adım atarken, kendimizi gerçekten tanımanın önemli olduğunu yazının sonuna geldiğinizde kesinlikle anlamış olacaksınız.

İnsan, yaratılıştan bugüne hep bir fazlasını keşfetmek, ihtiyaçlarını tespit edip tamamını karşılamak için mücadele etmek üzerine görevlendirilmiş canlı türüdür. Diğer canlılarla ilişik olarak yaşar ve tatminini oluşturur.

Her uzvun bedende bir görevi vardır. Her insanın ve her yaratılan canlının da var oluş için mutlaka bir görevi vardır. Domino taşı etkisini hepiniz bilirsiniz. Bir yerde sendeleme, devrilme yaşanırsa son taşa kadar her bir parça yıkılır. İnsan da o yıkılışı başlatacak ilk taş olduğunu anlar ve kabullenir hatta devrilmemek, zayıf olmamak, ardındakilerini, yanındakilerini güçlendirmek için mücadele ederse hiçbir şey durmaz, devrilmez, dağılmaz, yıkılmaz.

İnsanın başka bir yönü de kendini tanımadan başka insanları tanımlama merakıdır. Ön yargılı ya da ön övgülü yaklaşımla bir başkası hakkında kararlar alır, etiketler ve davranış belirler. Davranışına karşılık da davranış görür. Burada doğru yansıma ile karşılaşmak için yapılması gereken en önemli hamle,etrafımızdaki diğer insanlarla ayna ile kurulan ilişki gibi bir yaklaşım içinde olmaktır.

Yani yazının başından şu ana kadar anlattıklarımıza bakarsak, ne dedik? Tüm canlılar birbirine görünmez güçlü bir bağla bağlıdır. Herkes tüm düzeni devirecek ilk domino taşı olduğu bilincinde olursa ve bu yıkılışı önlemek için kendince önlemler alırsa, kurtuluş mümkündür dedik. Şimdi de en önemlisini söylüyorum. Aynanın karşısına geçtiğinizi hayal edin? Sağ kolunuzu kaldırdığınızda aynadaki görüntünüz size öpücük mü atar? Bu soru karşısında gülümsediğinizi düşünüyorum. Elbette aynaya bakarak sağ kolumuzu kaldırırsak, aynadaki yansıma görüntümüz de sağ kolunu kaldıracaktır. Eğer biz yansıma görüntümüzün bize öpücük atmasını istiyorsak aynaya bakıp öpücük atmalıyız, öyle değil mi?

Biz bolca sevilmek, şefkat ve ilgi görmek, önemsenmek, hatırlanmak, anlaşılmak, çok beğenilmek, mutlu edilmek istiyoruz. Herkes gibi. Hepimiz bu saydıklarımızı istiyoruz. Hepimiz bu saydıklarımıza sahip olmayı beklerken yani almaya alışık bir şekilde arsızca her şeyin en iyisini isterken, ne veriyoruz? Aynaya ne yansıttık, ne bekliyoruz?

Kötü olaylar yaşadığımızda hak etmediğimizi, iyi olaylar yaşadığımızda hak ettiğimizi düşünüyoruz. Herkes gibi. Hepimizin iyi ve kötü kavramları var. Hepimize göre iyi; bize göre bizim için bizim istediğimiz gibi olanlar. Hepimize göre kötü; istemediklerimiz, istediğimiz gibi olmayanlar, işimize gelmeyenler, bizi istemeyenler, bize göre davranmayanlar. Anlayacağınız gibi bizce olan ve olmayanlara göre iyi kötü algımız var. Yaratan hayatı iyilerle ve kötülerle kuşatmadı. İnsanlar iyi ve kötü diye iki kavram yarattı. Yani iyi insan ya da kötü insan yoktur. İnsanları bu şekilde etiketlemekten vazgeçin.

Birörnek ile durumu daha iyi anlatabilirim sanırım. Herkes tarafından sevilen iyi diye bilinen, mükemmel bir anne düşünün. Karıncayı bile incitemeyen, yardımsever, şefkatli bir kadını. Sesi yükselmeyen kavga bile edemeyen bir kadın olsun bu kadın. Bir an kendini istenmedik bir olayın içinde bulduğunu düşleyin. Bir marketten çıktı o sırada genç bir adam yanına yaklaşıp tartakladı elindeki çantasını güçlükle almaya çalıştı. Kadın hiddetlendi, çantasını vermek istemedi. İtişmeler, tartaklamalar başladı. Genç adam bir bıçak çıkarttı.  Kadına bıçakla saldırdı ama bir an ayağı burkuldu ve sendeleyince elindeki bıçağı yere düşürdü. Kadın yerdeki bıçağı aldı ve genç adamın kalbine saplayıp oracıkta genç adamı öldürdü. O bizim tanıdığımız mükemmel, iyi kadın, katil oldu. Kapkaç yapmaya çalışan genç aç. Birkaç dükkâna girdi yardım istedi ama etmediler. Küçük bir kız kardeşi de var ve o hasta bir çocuk. O da aç. İş istedi bulamadı, aş istedi vermediler, çaresiz kaldı birilerinden yardım istedi. Çocuğa bu yolu gösterdiler. Zayıflık gösterip kabul etti. Bir kez bu işi yapacaktı ve yaptı. İyi bir şey yapmak için kötü bir şey yaptı. Kardeşini ve kendini doyurmaktı amacı. Kadın bir melaikeyken, katil oldu. Kim kötü, kim iyi biri şimdi?

Genç adam doğru bir iletişim kullanıp bu kadından yardım isteseydi kadın ona yardım ederdi ve ikisi de birbiri için iyi biri olarak tanımlanırdı. Peki ya şimdi? Bu hikâye uzar gider. Kendimizi kadını ve bu genç adımı affetmek ya da tamamen suçlamak için bir sürü bahaneler yaratırken bulabiliriz. Günlerce benzer haberler duyuyoruz. Herkes kendince yorum yapar bu olay karşısında. Oysa olay nettir. Doğru insani iletişim kurulmadığı için aslında geçmiş öğrendiklerimizle hamle yapıp birbirimizin isteklerini önceliklerini konuşma, anlama fırsatı bulamadığımız için kötü olduk. Kötü sonuçlar yarattık. Bu konuyu sadece tartışan insanlar arasında bile ikilik çıkacaktır.

Şimdi bir bakın. İki kişi bir olay yaşadı ve bu olayın duyulmasıyla kaç kişiye erişildi. Peki ya o iki insanın ailesi, sosyal çevresi? Onlar da işin içinde. Bu olayın sebebinde ve sonucunda varlar. Ne demiştik? Hepimiz birbirimize görülmez bağlarla bağlıyız. Biz o hareketi başlatan ilk domino taşıyız. Aldığımız her hamle ve düşünce kararında bunları unutmamalıyız.

Yansıttığımız her davranışın maruz kalmayı hayal ettiğimiz davranış olduğu bilincinde duygudaşlık yeteneğimizi aktive ederek iletişimde olmalıyız. Sevgili ya da eş, dost, çocuk ebeveyn ilişkisi etiketlerindeki ilişkilerinizde bu yazıda anlatılanlar ışığında yönlendirmeleri kendinize kılavuz sayarsanız, hayalini kurduğunuz mutlu, huzurlu hayata sahip olmanız çok kolay olacaktır.

Finalde şimdi her şeyi biz doğru yaptık ama yansıma bize doğru gelmiyor, bir türlü olmadı, olmuyor, karşı taraf anlamıyor ve benimle aynı özveriyle yaklaşmıyor, anlaşamıyoruz diyorsanız da; o muhatap kişinin aynasında sorun olduğunu kabullenin ve onun deneyimlemek istemediğiniz davranışlarına maruz kalmayı tercih etmeyin. Uzaklaşın.

Hayat tercihlerle yaratılır. Mutlu huzurlu bir hayatı tercih ediyorsanız mutlu huzurlu, kendini bilen, kendini anlayan, istediklerini ve istemediklerini fark eden bir insan olun ve bu özellikleri olan insanlarla iletişiminizi sürdürün. Diğerleri ile tanışık olarak kalmak yeterli gelecektir. Kimseye ederinin üzerinde bir değer bahşederek taşırmayın ve kendinizi eksiltmeyin. Taşırıldığınızı ya da eksiltildiğinizi düşündüğünüz alanda, yaşamayı sürdürmeyin.

Unutmayın hayatınızı siz yaratıyorsunuz. Kendi hayat filminizin son sahnesinde “İyi ki” ile başlayan cümleleriniz bol olmalı. “Keşke” ile başlayan cümleleriniz çoksa tercihlerinizde sorun çıkmış ve kendinizi hiç anlamamışsınız demektir.

Senden bir tane var. Herkesten bir tane var. Her birimizin birleşiminden hayat doğar. Birken değil, bizken mutluyuz. Bağınızı zayıflatıp kopartmayın. Bağlarınıza sahip çıkın, kendi kökünüzde ihtiyacınız olan gücü bulacaksınız. Bağınızı çürüteceğini, kopartacağını, kökünüze zarar vereceğini düşündüklerinizden de uzaklaşın. Kendinize inanın, kendinize güvenin, kendinize dürüst olun ve sevin. Bu sayede çoğalacaksınız. Dünya daha mutlu bir yer olacak.

Nazan Arısoy



Bu yazı 391 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google RSS
YUKARI