Bugun...


İsmail Karaoğlan

facebook-paylas
Diyanetin eliyle nereye savruluyoruz?
Tarih: 13-09-2021 11:07:00 Güncelleme: 13-09-2021 11:07:00


Ülkemizde son birkaç yıldır gündem üzerine gündem olan bir kurumun başkanını tartışır hale geldik. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi meri hale geldikten sonra daha çok temayüz etmeye başladı. İsmini cismini bilmeyen kalmadı. Hatta yakından ilgilenenler, onun birçok Bakandan daha fazla ismini ve düşüncelerini okudular, öğrendiler. Kim bu meşhur Başkan? Diyanet işleri Başkanı; Ali Erbaş. Önce Atatürk’ün ölüm yıldönümü arifesinde 9 Kasım 2018 tarihinde Erbaş’ın,” keşke Yunanlılar galip gelseydi” diyecek kadar Atatürk düşmanı olan Fesli Kadir’e yaptığı ziyareti ile adından tepki ile söz ettirdi. Erbaş’ın üzerine aldığı Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığını çağrıştıracak söylem ve eylem vazifesi son değildi. Kurtuluş savaşının Başkomutanı Ulu önder Atatürk ve Silah Arkadaşlarını dini ve milli bayramlarda kasıtlı şekilde anmaması onun zihin dünyasıyla niyet beyanını ortaya koyuyordu. Ayasofya’nın açılışında minbere elde kılıçla çıkmasının sembolik olarak verdiği çağdışı mesajın yanında vakıf senedinin içeriğinden özellikle bir cümleyi cımbızlayarak Ayasofya’yı müzeye dönüştüren Atatürk’e dolaylı hakaret edecek kadar ileri gitmişti. Dünü kısaca özetledikten sonra bugünlerden konuşalım. Diyanet işleri başkanını en son başrolde yeni Danıştay binasının ve adli yıl açılışında ardından sosyal medya ile ilgili fetvada ve kendisine gelen eleştirilere yanıt verirken gördük. Bunları göz önünde bulundurarak bizi tehdit eden tehlikelere değineceğim. Evvela Diyanet işleri başkanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğunu aklından çıkarmaması gerektiğini unutmasın. Anayasamızın 2.Maddesi bunu herkesin anlayacağı keskin cümlelerle belirtmiş. İkincisi, diyanet işlerinin görev tanımlarını iyi bilmesi gerekir. Zira görev tanımı diyanet işleri başkanına, dini bilgilerin doğru anlatılması ve denetlenmesi dışında siyasi konular ve mülahazalara dahil olmasına izin ve salahiyet vermez. O, herkes gibi oturduğu makamı laik düzenin kurucusu Atatürk’e borçludur. Laik ilkeler olmasaydı makamı ve konforlu yaşamını rüyasında dahi göremezdi. Şimdi din üzerinden verilen mesajların tehlikelerine göz gezdirelim. Atatürk’ün deyişiyle “”Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfın din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete karşıyız ve buna izin vermiyoruz.” Peki, nasıl oldu da diyanet işleri başkanı temiz kalması icap eden din duygularını siyasetin kirli çarklarına sürdü? Laik hukuku tatbik etmekle mükellefiyeti bulunan Danıştay başkanının dualarla adli yıl açılışına sessiz kalması düşündürücü olmaktan öte, bugün gelinen nokta ve yarın bizleri bekleyen tehlikeler açısından alarm niteliğinde. Cumhurbaşkanı, Danıştay başkanı ve Adalet Bakanı’nın vermesi gereken resme Adalet Bakanının yerine Diyanet başkanının girmesi başka nasıl izah edilebilir? Sosyal medya ile ilgili görüş bildirmek diyanet işleri başkanının ne zamandan beri görev alanı içerisine girdi? Diyanet İşleri Başkanı "İnanç; adalete, yargıya yansımasın istiyorlar, ortalığı ayağa kaldırıyorlar" ifadeleriyle kendini savunmaya çalışıyor. Bu savunma eski tabirle Şuy’u vukuundan beter. Külliyen yanlış bir bakış açısının yansıtılması. Siz hangi inancı adalete yansıtacaksınız? Yargıya hangi inancı aşılayacaksınız? Kendi şahsi inancınız size kalsın, benim şahsi inancım da bana. Adalete ne sizin şahsi inancınızın işi var ne de benim şahsi inancımın işi olur. Adalet hiçbir şahsın inancının hüküm makamı değil. Laik temelli evrensel hukukta yüzyıllardır insan vicdanının imbiğinden damıtılıp evirilerek tecrübe edilen yazılı anayasaların metinleri ile hüküm verilir. Hüküm verirken kimsenin diniyle, inancıyla, yaşam şekil ve tercihleriyle, siyasi görüşleriyle ilgilenmez. Türkiye İslamcılık fırtınasının içerisine sürüklendi. Siyasi İslam ne kadar koyulaşıyorsa, din siyasete ne kadar alet ediliyorsa, Müslümanlığı pazarlayıp iktidarı şavullayan akım ne kadar yayılıyorsa, tehlike de o oranda artıyor demektir. ismail1karaoglan@gmail.com


Bu yazı 7 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
nöbetçi eczaneler
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google RSS
YUKARI